SAHİH-İ MÜSLİM

     Konular Numaralar  

 

 

1034 nolu Hadis’in İzahı:

 

Bu hadisi Buhâri -Zekât- bahsinde bir iki yerde muhtelif râvîlerden tahrîc ettiği gibi;; ; Nesâi dahi aynı bahiste rivayet etmiştir.

 

Buhâri'nin Hakim b. Hizam rivayetinde hadîsin sonunda:

 

«Her kim afif olmak İsterse, Allah onu afif kılar; ganî olmak İsterse Allah ganî kılar.» cümlesi de vardır.

 

Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi cumhur ulemâya göre yüksek elden murâd: Sadaka veren; alçak elden murâd da: Dilenen el'dir.

 

Bu bâbda Îbnü'l-Arabi' den muhtelif kaviller rivayet olunur.

 

Birinci kavle göre: Yüksek elden murâd: sadaka veren el'dir.

 

İkinci kavle göre: Yüksel el: alanın elidir.

 

Üçüncü kavle göre: Yüksek el- iffetli el, demektir.

 

Dördüncü kavle göre: Yüksek el'den murâd: Allah'ın yed-i kudret-i dir. Ondan sonra sadaka verenin eli gelir. Alçak el ise dilencinin elidir.

 

Kaadı îyâz, ulemâdan bâzılarının: «Yüksek el, alanın eli; alçak el de: Sadaka vermeyen eldir.» dediklerini rivayet etmiştir.

 

Bâzıları «Buradaki elden murâd: nimettir.» demişlerdir. Bu taktirde hadisin mânâsı: «Çok sadaka vermek, az vermekten daha hayırlıdır.» demek olur ki, en kısa sözlerle iyi ahlâka teşvik ifâde eder.

 

Hadis-i şerif muhtelif lâfızlarla rivayet olunmuştur. Taberâni'nin rivayetinde:

 

«Ey cemâat! bilmiş olun ki üç kısım el vardır. Bunların en yükseği Allah'ın yed-i kudreti, ortası: sadaka verenin eli; en aşağısı da: Sadaka alanın elidir. Binânaleyh siz arka ile odun satmak suretiyle olsun iffet ve nezâhet gösterin. Dikkat edin tebliğ ettim mi?» buyurulmuştur.

 

Aynî diyor ki: «Şeyhimiz Zeynüddîn (Rahimehullah): Doğrusu yüksek elden murâd: Veren eldir. Nitekim sahih hadisler de buna şahittir; demiştir.»

 

«Nafakasını vermekte olduğun kimselerden başta...» cümlesinden murâd: Aile efradı ile köle, hizmetçi v.s. gibi nafakası bir kimseye farz olan kimselerdir. Nafakadan murâd da: yiyecek, giyecek ve meskendir.

 

Bu cihet: Nesâi'nin Târık-ı Muharibi tarikiyle rivayet ettiği şu hadîs pek güzel îzah etmektedir. Hz. Târik Demişki:

«Medîne'ye geldik: bir de baktık Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Selîem) minber üzerinde cemaata hutbe okuyor. (Hutbesinde):

 

  «Verenin eli: yüksek eldir. Sen infâka geçindirdiklerinden yâni annenden, babandan, kız kardeşinden ve kardeşinden başla. Sonra daha aşağı doğru in; buyurdular.»

 

Yine Nesâi’nin İbni Aclân tarikiyle Hz. Ebû Hureyre'den rivayet ettiği bir hadîste Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Sadaka verin.» buyurdu.

 

Bir adam:

 

  «Yâ Resûlâllah! Bende bir altın var.» dedi.  Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

 

  aSen onu kendine tesadduk et!» buyurdu. O zât:

 

  Bende bir altın daha var.» dedi Efendimiz:

 

  «Onu zevcene tesadduk eyle!» buyurdu. O zât:

 

  -Bende bir altın daha var.» dedi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

 

  «Onu çocuklarına tesadduk et!» buyurdu. O zât:

 

  «Bende bir altın daha var.»  dedi. Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)

 

  «Onu da hizmetçine tesadduk et!» buyurdu. O zât (tekrar):

 

— «Ben de bir altın daha var.» dedi. Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Ssllem)-

 

  «Onu da artık sen bilirsin! buyurdular.» denilmektedir.

 

Mezkûr hadisi îbni Hibbân «Sahih»'inde aynen rivayet etmiş; Hâkim ise çocukları zevceden evvel zikreylemiştir.

 

Hattâbî diyor ki: «Hadîsteki bu tertibi düşünürsen Resulullah {Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in evlâ ve daha yakın olanı ilk plâna aldığını görürsün. Karşısındaki zâta nafaka hususunda kendinden başlamasını, sonra çocuklarına geçmesini emrediyor. Çünkü evlâdı kendi cüz'ü mesabesindedir. Ona bakmazsa helak olur. Ve infâk hususunda onun yerini tutacak kimse bulamaz. Zevceyi üçüncü dereceye bırakmışdır. Zira zevcesine verecek nafaka bulamazsa araları ayrılır. Ve kocası yahut yakın akrabağsı tarafından nafakası verilir. Daha sonra hizmetçiyi zikretmiştir. Çünkü nafakasını veremezse köle satılır.»

 

Nevevî'nin «Er-Ravda» nâm eserinde beyân ettiği vecihle ashâb-ı kiram zevcenin çocuklar üzerine takdimine ittifâk etmişlerdir. Zevcenin nafakası çocukların nafakasından daha müekked olarak farzdır. Çünkü zamanla veya fakirlik sebebiyle sakıt" olmaz. Bir de zevcenin nafakası ivez olarak farzdır. Çocukların nafakası ise büyüdükleri ve nafakalarını kendileri te'mîn etmeğe başladıkları zaman babalarından sakıt olur.

 

Hâsılı rivayetlerin bâzılarında çocuklar zevceden evvel, bâzılarında zevce çocuklardan evvel zikredilmiştir.

 

Bu hâl karşısında ulemâ tercih cihetine gitmiş, hadisleri tetkikten geçirdikten sonra çocukların evvel zikredildiği rivayeti tercih etmişlerdir.

 

Ayni, Nevevi' nin sözüne itirazla: «Nasıl oluyor da Nevevi zevceyi çocukların üzerine takdim edebiliyor! Hâlbuki babanın bir cüz'ü mesabesindedir. Zevce ise ecnebidir. Sonra sözünü ta'lîl ederek (Zevcenin nafakası çocuklarınkinden daha müekketdir. Çünkü zamanla veya fakirlik sebebiyle sakıt olmaz!) diyor. Bu da şaşılacak bir şeydir. Zîrâ zevcenin nafakası hadd-i zâtında bir sile yâni teberrüdur. Sile kabilinden olan şeyler sükûtu kabul eder. Evlâdın nafakası ise kat'î bir farzdır. Hiç bir şeyle sakıt olmaz.» diyor.

 

Hz. Hakim b. Hizam, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in «Sadakanın efdalı» mı yoksa «sadakanın en hayırlısı» mı buyurduğunda şekketmiştir,

 

«Zahr-i gmâ» tâbirinden murâd: İhtiyâçtan artan fazlalıktır. Cümlenin takdiri şöyledir: Sadakanın en hayırlısı ihtiyâçtan artan maldan verilenidir.

 

Nevevî diyor ki: «Bu suretle verilen sadakanın bütün malını vermekten daha faziletli olması bütün malını tesadduk edenler ekseriya sonradan pişman oldukları içindir. Yahut muhtaç kaldıkları zaman pişman olur; (keşke hepsini vermeseydim) derler. Malının fazlasından sadaka veren ise hiç bir zaman pişman olmaz. Bil'akis verdiğine sevinir. Ulemâ bir kimsenin bütün malını tesadduk etmesi hususunda ihtilâf etmişlerdir. Bizim (yâni Şâfiîlerin) mezhebimize göre borcu ve çoluğu çocuğu olmayan bir kimsenin fakirliğe ve sabır ve tahammül göstermesi şartıyla bütün malını tesadduk etmesi müstehabdır. Bu şartlar kendisinde bulunmayanın tesadduku mekruh olur.»

 

Kaadı iyâz, cumhûr-u ulemâ' ya göre bir kimsenin bütün malını tesadduk edebileceğini söylemiştir.

 

Bâzılarına göre: Malın hepsi sahibine iade edilir. Bu kavil Hz. Ömer (Radiyallahu anh) 'dan rivayet olunmuştur.

 

Şam ulemâsına göre: Malın üçte biri sadaka olarak tenfiz edilir. Kalanı sahibine iade olunur.

 

«Sadaka olarak verilen miktar, bütün malın yarısından ziyâde ise yarısı kabul edilir; ziyâdesi sahibine iade olunur.» diyenler de vardır.

 

Bu kavil Mekhûl'den rivayet olunur. Ebû Ca'feri Tahâvi ile Taberî: «Bütün malın tesadduku caiz olmakla beraber, hepsini değil; üçte birini tesadduk etmek müstehab-dır.» demişlerdir.